15 Mayıs 2013 Çarşamba

Romantische Straße Day 2 Part 3.....

En kızdığım şeyi yapmak üzereyim. Kendimle çelişiyorum ama resmi varken uzun uzun anlatmıyayım dedim :) . Daha doğrusu tarif vereceğim final nasıl birşey görün istedim. Yardımcı olur diye yani.....
Yoksa gerçekten en sinir olduğum şey "baaakkk biz napıyozzzz" der gibi yediğini içtiğini paylaşmak. Ben 1 kerelik yapıp şimdiden özür dileyip mazeretimi söylüyorum. Amacımız halka Hizmet..........

Bu aşık olduğum Rothenburg'da öğlen yemeğimiz çok keyifli geçti.






Bir otelin restaurantı çok sevimli bir garson kız var. Geleneksel kıyafetleri içinde güler yüzlü. Biz bugün yorgunluktan ve açlıktan herşeyi söyledik ve paylaştık. İlk tabak "sosis" lahana turşusu soğanla sotelenmiş yatak olmuş üzerinde ızgara sosisler. Mmmmmm lezzetli.





 Patates çoook lezzetli. Ben patatesin her halini seven birisi olarak ve bu haline yabancı olmayan biri olarak buna da bayıldımmmmm.
Arkadaşlarımdan biri bunun bir versyonunun Karadeniz'de  de yapıldığını söyledi. Tarifi de şöyle : Patatesler haşlandıktan sonra dilimlenip istediğiniz soğan ve yeşillik cinsi ile soteleniyormuş. Hem de tereyağında..... Denenmeli.....................






Buna da biz "lahmacun" der olduk. Ama lezzetli hafif bir lahmacun. Krem peynirli üzeri bir kaç çeşit alternatifli. Giderseniz deneyin derim. Ama evde yapalım derseniz yardımcı olamıyacağım tarifim yok ama sonuç işte bu denemesi bedava. Heee olurda yapar ve tutturursanız resmini paylaşırsanız sevinirim.







O kadar yorgunuz ki normalde yön tayininde kusursuz olan ben bile bu yuvarlak kasabada yolumuzu karıştırmadık zannederek taaaaa öbür ucundan çıktık şehrin. Çıkınca şok olduk. Hem yorgun hem de incin top oynayınca bir de üstüne surun dışında bir ihtiyaç molasında beklerken sarhoş bir amca parktan bize el sallayınca bir şeyler demeye başlayınca............. Bir anda korku sardı bedeniiiiii. Gülerek konuşsakta " bizim de arkamızdan şu zavallı Amerikalı kız gibi - yok canım var mış o kızlarda bir iş ne işleri varmış evli barklı, çoluk çocuk arkada bırakılmış, tek başlarına arabayla bu köylerde - sur diplerinde......... kuryemiydiler neydiler ...... dedik durduk.
Artık yorgunluk ve kaç km daha yürüyeceğimizi bilmemek sinir bozdu bir an.....
Neyse sonunda arabamıza geldik ve kapıları hemen kitleyip dönüş yolunda da bizim sarhoş amcaya korna çalıp kaçtık.
Dinkelsbühl............. Gezimizin bence 2. favori şehri must hem de very must see............. Otel harika tek kelimeyle harika. Aile oteli . Yorgun ve açlar olarak otele geç giriş yapınca hemen odaya bavulları at ve mangiare......... Restaurantımızın çok çok in olduğunu bildiğimizden önceden arayıp masamızı ayırtmıştık.
Odamız müthiş family rooommmmm süper antikalarla dekore edilmiş ve tertemiz. Hemen yemeğe indik.
Şok şok şok biz Bleu jean ve T-shirt........... içeride tek turist yok ve kılık kıyafet takım elbiseli ve süslü Almanlar......
Neyse dedik ve masamıza kurulduk. Raspberry liqueur ile başladık menüyü hatim etmeye ama içinden çıkamadık. Sonunda sonradan otelin sahibesi olduğunu öğrendiğimiz servis elemanımızın da yardımıyla menü seçtik. Bizim gibileri yormamak için en iyilerinden oluşan bir paket. Doğru seçim oldu....... bir de yerel iyi bir şarap arkadaşlık etti. Kısaca harikaydı. Herşey. Gece güzel bir banyo ve uyku sabah aynı keyif devam etti. Çok tatlı bir hanım servisimizi yaptı bir ara anladık ki içeri gidip omletimizi yapıyor sonra dönüp telefonlara cevap veriyor ve sonuç müthiş hizmet ediyor. Kahvaltı da lezzetli olunca teşekkür ede ede otelden ayrıldık.Otelimizin hemen karşısında olan katedrali görmek şarttı. İyi ki de kaçırmamışız. Çok güzel huzur veren bir havası var. Ferah ve aydınlık ama gerçekten büyük.



Vıcık vıcık barok değil bir asaleti var ve gerçekten huzur veriyor. Zaten mimarı İtalyanmış ehh bilinen şu ki  "Italians make it perfect .." Aynı mimarı bir sonraki kasabada tekrar göreceğiz.


Bir de bu huzur yetmezmiş gibi o muhteşem org çalınmaya başlamadı mı..... Süper di. Hiç dua eden falan olmamasına rağmen sanırım pratik maksatlı çaldı. Çok harikaydı. Huzur bulup dua edip mumumuzu yakıp çıktık.

Akşam ki menüden 2 örnek vereyim :
1 starter : asparagus and cauliflower mousse
2 dessert : chocolat mousse vanillia ice cream and creme brulee with red pepper hem de ne acı ....

Hiç aklıma gelmez di mousse sevebileceğim . Normalde hiç sevmem. Ama bu akşam Hotel Deutsches Haus'ın takdir edilesi restaurantında herşey çok güzeldi. Yolunuz düşerse otelde kalın derim yok kalamadıysanız da mutlaka ama mutlaka bir akşam yemeği yiyin ( yiin gari gibi oldu ama ..) pişman olmayacaksınız.

Sonraaaa tekrar döküldük yolaaaaa.Ver elini Nordlingen bir yuvarlak kasaba daha. Burada önemli görülesi yerlerden biri hani şu bizim İtalyan mimarın buradaki kilisesi .Bir de duvarda bulunan zamanın delisini betimleyen rölyef. Altında da " şimdi 2 kişi olduk " yazısı. Bunu bulduk hemen önünde resimlerimizi çektik. Ama bilmeyen bulamaz. Kilisenin arka tarafında bir kolonun üzerinde bir de önüne eşşek kadar bir jeep park etmiş. Arayan bulur sadece.


Ben hemen önüne geçtim ve artık 2 kişiyiz dedim. :)) Ve sonraaaa yola çıktık. Bu sefer rotamız :  Neuburg an der donau kasabası. İşte bu kasaba bence gidilmesede olur. O kadar sessiz o kadar sakinki insan huzursuz oluyor. Bir de biz kasabaya girdiğimizde öğlen olmuştu heryer ama heryer kapanmıştı. Tam kuş uçmaz kervan geçmez....
Ama görülmesi gerekenler görüldü ve tabii ki belgelendi işte :





Bu son 4 kare görülmesi gereken sarayda. Deniz kabuklarını dantel gibi işlemişler. Çok güzeldi. Bu son karedeyse sarayın kapısının bir detayı. Buradan çıkınca sırada Augsburg var. Artık oda yarın...........

14 Mayıs 2013 Salı

Romantische Straße Day 2 ............. Part 2 ........



Temizlik ve düzen dikkat çekici. Bir de kimsesizlik. Bu küçük kasabalarda yaşayan çok az. Olanlarda kasaba yaşasın diye devlet desteğiyle çok uygun fiyata oturuyormuş. Bir kaç yerde evlerinin olması kasabalarda ki kimsesizliğin sebebi oluyor tabii ki. Bazen aslında ne güzel desem de yoooook ben şehir insanıyım küçük yerde akliiii dengemi kaybederim. Akıl akıl herşeyin başı akıl...... Ben şehirde yaşayıp buralara turist olarak gidip bir kaç günde evime döneyim.


Havanın puslu olması foto çekimini sevimsiz kıldı ama yine de çektim. Bunlar benim gözümden yani benim gördüklerim diyelim, zaten desteklemek için google dan aldıklarımı özellikle belirtiyorum.


 Bu kimsesiz kasaba da sarayın saatini kaçırdık. Sadece rehberle gezilebiliyor du.  Tur saatine 1.5 saat daha vardı ve saray 1 saatte geziliyordu. Bizim sıkıştırılmış rota bu kasabada 2.5 saate müsade etmediğinden ve resimlere detaylı bakıp sarayı gezmezsek çok kaybımız olmayacağına karar verince meydanda oturup şöför kahve yolcularda bira içti. Tekrar yollara...... Unutmadan sarayda gezilesi tek salon var ona da davet salonu deniliyor içine atla bile giriliyormuş. Gezemezseniz üzülmeyin tavan süslemesi ve şaşaaaa açısından kaybınız yok sonuç olarak bu rotada daha neler göreceksiniz.


 Bu sokağın daha doğrusu merdivenlerin yukarısına arabayı park ettik. Kasabayı keşfe kolyulduk. İçimizdeki alışveriş canavarlarının uyanması ve çocuklara bir şeyler bulabilme aşkıyla saçma sapan bir kırtasiyede acayip vakit harcadık. Aldıklaımızı yazmak bile ayıp ama mesela ben Ege'ye üzerinde basket ayakkabısı resmi olan Faber üçgen kurşun kalem aldım : ((
Biraz daha dolanıp rotanın favorilerinden Rothenburg'a doğru yola çıktık.



 İşte benim favorim. MUST SEE yani. Benim programda burada kalma vardı ama sonradan değiştirdik. Ben ce kalınmalı. Burası surlarla çevrili bir kasaba. Surların üzerinde daracın bir yaya yolu var. Buraya çıkıp etrafı seyredebilirsiniz. Hatta eğer burada kalacaksanız "NIGHT WATCH" denilen akşam 8 de başlayan gözetleme yürüyüşüne rezervasyon yaptırın. Kısıtlı sayıda kişi alan bu turda dönemin kıyafetleriyle elinde fenerle surları kontrol eden bekçi diyelim ile beraber bir yürüyüş. Ben ce gayet keyifli...........



Surda bir köprüyle şehrin içine giriliyor. Burası biraz turistik ama olsun o da şeker. Küçük küçük dükkanlar dolu.
Bir de buraya özgü bir kurabiyeleri var o da heryer de. Biz önce birer tane alalım derken sonuç bir taneyi alıp paylaştık iyi de etmişiz. Kocamannnnnn etrafı tırtıklı kesilmiş kurabiye hamurundan şeritler kendi etrafında sarılarak şekil verilmiş. King size bir kurabiye olmuş. Tereyağı hiç esirgenmemiş bana sorarsanız gereksiz bir lezzet. Ama coşmuşlar üstü şunlu bunlu derken birçok çeşit yapmışlar. Teneke şık kutularda evinize götürebileceğiniz hediyelik hallerini de yapmışlar. For your info.....


İşte bunlar. Snow ball ....... Ben üstün almancamla kelimenin almancasını gayet rahat bir şekilde sallayıp tutturunca çok güldük........ "Ne olacak şınauuuu balllleeeennnn" dedim ve doğru çıktı : ))




En kalabalık ve en turistik dediğim kasabanın hali bu işte............ Sonunda sokaklarda insan var.
Sağda ki bina katedralleri. Önünde taze sıkılmış elma suyu satıyorlardı ve ortasından bir geçiş vardı hemen daldık bir canlandırma yapacak olan kostümlü genç almanlara bir şeyler anlatıyor du bizi hiç kaaalee almadı. Burada dikkatimi çeken bir detay da güvercinlere karşı deli gibi önlem alaları. Binalardaki tüm rölyefler herşey ince tellerle korunmuş amaç kuşlar dadanmasın , pilemesin. Başarılıda olmuşlar ama kuş bu boş bulduğu yeri de affetmemiş beterini yapmış o ayrı.............



Surların üzeri ayrı ama bu da göz hizzasında bir yere tırmanmadan gözetleme noktasıydı. Manzaraya dikkatinizi çekerim. Yeşile doyduk diye boşuna demiyorum



Deataylarda gizli çok şey var 4 gözünüzü de açın derim.







Bu da en eski ve en büyük yılbaşı süsü mağazasııııııı. Girişi vasat bir vitrin ve normal bir kapı ama içeriye girdikçe büyüyor. Aşağılara ine ine böyle geniş mekanlarda sadece yılbaşı süsü görüyorsunuz. Vakitsiz CHRISTMAS JOY sevimli gelmese de havaya girip dibine kadar mıncık mıncık dolaştık. Ehhh ben yılbaşı süsüne pek meraklıyımdır bari alayım dedim hem çok vurulduğum bir şey olmadı hem de beğendiklerim çok kırılgan ve çoooook pahalıydı. Bir tane alsammmmm görünmez eee bir kaç tane alsam ve kardeşlerime almasam olmazzzzzz iyisimi boşver dedim ve almadan çıktım. Ama siz giderseniz bir girin derim .......

Arkası yine yarınnnnnn.......... Rothenburg da yediğimiz öğlen yemeği ve çıkışta yaptığımız şapşilikle devam edeceğim..................

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Romantische Straße Day 2

Sabah otelimizde güzel ve uzun bir kahvaltı yaptık. Bizden başka 2-3 masa daha vardı Fransızlar. Toparlanır toparlanmaz ver elini Marktbreit adlı kasaba. Yaklaştıkça çok küçük olduğunu belli etmişti zaten. Biz bu yolculuğa çıkmadan önce ben sörf uzmanı olarak rotamızla ilgili ciddi bir çalışmaya girmiştim. Bu kasaba ile ilgili resimlere bakınca hep şu poz karşınıza çıkıyor.
Rotayla ilgili okumanın dışında resimler de çok faydalı oluyor. Durmadan " gitmiş kadar olduk" dedik. Ön çalışmalar kuvvetli olup bir de aramızda durmadan paylaşınca .........


 Bu yukarıda gördüğünüz benim çektiğim. Altta ise google da bulduğum hali. Solda hemen duvarın altında küçücük bir dere akıyor. Kasaba gayet minik. Geride bir ara sokağa park edip burada durup bir sürü foto çektik. Evinin önüne park ettiğimiz yaşlı amca ile uzuuuuun bir sohbetimiz oldu. İngilizce ve almanca karışık. City center nerede dediğimizde ise bariz bir şekilde güldü. 3 adım sonra der gibi.
 

Sağda minik bir dükkanda bir melek beğendim.Onu en altta göreceksiniz.



Bu bina nasıl böyle çekilmiş inanamadım. Ara sokakta küçücük bir bina bu. Ama çok sevimli.

Bir yerden sonra kasabalar birbirine benzemeye başlıyor. Hepsi küçücük ve sevimli. Uzaktan kilisenin çanını kerteriz alınca kendinizi kolayca  köy meydanı yani city center da buluyorsunuz. Burada bir de kendimize tatlı bir teyze arkadaş bulduk. 80 yaşında falan altında jeani spor ayakkabıları boncuk gibi mavi gözlü bu teyze bizi aldı bir evin avlusuna soktu. Normalde asla açmayacağımız koca bir kapıdan minik bir avluya girdik. Duvarda binanın yapılışını anlatan bir yazıt vardı.


Detaylar çok sevimli. Su giderleri eğlenceli. Tabelalar dantel gibi.




Binalar süper korunmus , restore edilmiş kısaca kıymet bilinmiş. Kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra tekrarrr arabaya binip düştük yola. 2 tane çok hoş otel var dı birini girip gezdik. Ama kimsesiz gibi. Otelin içinde personel dahi görmedik girerken gördüğümüz de işine gitti dönüp bakmadı bile.
Sonuç bence burada kalmaya değmez. Küçücük sevimli gez ve çık yola devam et. Anlayın işte bir cafe bulup oturmadık bile ................


Normalde böyle şeylerden pek hoşlanmayan ben buna bayıldım. Böyle minik durduğuna bakmayın 30 cm falan genişliği var dı. Fiyat sa komik 9- euro. Hepinize mutluluk ve huzur getirsin bu melek.
Arkası yarın ............... :))

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Romantische Straße......Day 1

Almanya Romantic Road gezimizin ilk durağı olan Aschaffenburg'u atladık. Rotamız gayet ciddi çalışılmış              (thanks Yeşim) prof.turizmcilere yakışan cinsten idi. İlk ayağı atlama sebebimiz İstanbul'dan gidenler le İzmir'den gelenlerin arasında ki saat farkı ve araba kirala teslim al yola koyul derken farkında olmadan fazla zaman geçmesiydi. Kaçırdığımız yerin resmi  aşağıda bilginize sunulmakta.
 

İlk gecemizi geçireceğimiz Würzburg'a yetişmemiz gerekiyordu. Müzeler saraylar her yer ama her yer 6 olduğu an kapanıyor. Hemen otele yerleşip bavulları odaya atıp  Würzburg Palace'ın ziyaret saatlerini kaçırmamak için direkt saraya gittik.



Saray mutlaka gezilmeli. İçi muhteşem bahçesi muhteşem. Bizim şansımız mevsim yüzünden bahçe çoşmuşşşş. Aynı gezi kışın yapılırsa bahçe pek te iç açıcı olmaz.



Sarayın dışı kadar içide muhteşem. Bahçede bol bol resim çektik içeride resim çekmek yasak. Würzburg "must see" listemizde bir şapel ve bir şato daha olduğundan fazla oyalanmadan yola koyulduk.


Bu şapel bir tepede yer alıyor giderken sevimli TEK YÖN  olan bir yoldan kıvrıla kıvrıla yukarı çıktık. Evler çok sevimli ve süslü. Benim dikkatimi çekti bu almanlar süsü püsü çok seviyormuş meğer. Bahçeleri süslü perdeleri süslü camlarında asılmış sallanan süsler püsler. Masal evleri gibi hemen hemen hepsi. WürzburgKäppeleAltar'ı  ancak arkandan resmini çekebildim. Sarayı uzun uzun gezince 6 olan kapanış saatini 5-10 dk ile kaçırdık.

 

  Chapelle - Şapelin içi çok detaylı anlatılıyor oralara gidip te görmemek ayıp olur ama oldu işte biz göremedik. Gittik ama boş dönmedik for your info : Şapeli biraz geçince beyaz masa örtülü manzarası güzel olan hiç turistik olmayan içinde sadece yerlileri gördüğümüz bir restaurant var bilginize. Denemeli....


 

Feste Marienberg şapelin tam karşındaki tepede bulunuyor. Onun da bir içine giremedik ama dört bir yanından döndük durduk ve artık eminiz ki 1 cm bile boşluk bırakmadan surların dibine kadar üzüm bağları var. Şarapları da gayet keyifli. 

Unutmamanız gereken bir şey var: Hayat saat 6 da duruyor adeta donuyor. Her yerin kapanmasının dışında sokaklar sanki sokağa çıkma yasağı varmış gibi oluyor.

Biraz daha dolandıktan sonra odamıza gelip soyunup dökünüp akşam yemeği için hazırlandık. Daha önceden bulduğumuz ve gitmeye karar verdiğimiz restaurantın ok'ini resepysonist kızdan da "best " olarak alınca arabayı otelde bırakarak yürümeye başladık. Küçük kasaba Main River'ın içinden geçtiği sevimli bir yer. Nehir üzerinde ki heykellerle dolu köprüsünün yanında yemek yedik.

 

 Yemek çok keyifli , servis elemanı çok tatlı , yemekler lezzetli , şarap gayet başarılı, fiyat SÜPER. Mevsim KUŞKONMAZ mevsimi. Öğlen çorbasıyla başladığım kuşkonmaz kürü akşam da yemeği olarak devam etti. Beyaz kuşkonmaz Hollandaise soslu yanında ham. MMMMmmmmm çok iyi. Ben bira hiç sevmediğimden seyahat boyunca yerel şarapların tadına baktım güzeldi ama bira seven arkadaşlarım biraya doyamadılar diyebilirim.Ohhh diye diye literelerce içtiler. :)) Eeee daha ne olsun ...  Bir de Türkiye'de ne çok kazık yiyoruz diye komisyon kararı vererek geceyi sonlandırdık.

Giderseniz yapabileceğiniz bir diğer atraksyon bu köprünün üzerinde bizim yemek yediğimiz yerden alacağınız içkileri yudumlamak olacaktır. 

Unutmadannn bu nehirde hayatımın ilk yeni yapılmış, anormal büyük ve bana sorarsanız hilkat garibesi sınıfında birinciliği kimselere bırakmayacak olan ama her kamarasında da kocaman balkonları olan nehir gemisini gördüm. Dıştan çok çirkin di ama içi çok rahat ve lüks olduğu belli ve duyumlarımıza göre çok kuvvetli mutfakları da varmış bu gemilerin. Yani denenmeli.....

Yemekten sonra köprüde biraz yürüyüp resim çektik Sonra meydana doğru yürüyüp ufak bir şehir tutu attık. Sonunda açık bulduğumuz tek bar cafe kılıklı küçük yere oturup birşeyler içtik.Odaya dönüp ölü gibi uyuduk.

DARICA HAYVANAT BAHÇESİ



Ege'nin okul gezisiyle Darıca Hayvanat bahçesine gittik. Daha önce bir kaçkez ziyaret etmiş olmama rağmen farklı ve çok güzel geldi. Arazi gayet büyük hayvanlar da bir çok cins olunca çok keyifli bir yer olduğu söylenebilir. Biz biraz hızlı tur yaptık bu yüzden pek tatmin edici değil di. En kısa zamanda tekrar gideceğiz.
Ben grubun arkaında çocukların hepsinin gruptan kopmadığına emin olmak için gözlemcilik yaparken şempanzelerin önünde olan çocuklar eğlenerek çığlıklar atmaya başladı. Kendi kendime "şimdi niye bağırıyorlar hayvanlar rahatsız olacak" dedim. Ön tarafta olan bitenden haberim yok tuuuuu
Sıra bana geldiğinde kollarıyla bir ipe asılmış benden 60-70 cm uzağımda duran sanırım ergen bir şempanze bana tatlı tatlı bakıyordu. Ben de " sen çok tatlısın çok güzelsin " gibi şeyler söylerken onaaaaa
Yüzünde ki gizli tebesümle .............. Beni baştan aşağı ıslattı t-shirt falan sırılsıklam oldu.
Meğer eğlence olsun diye ağızlarına su alıp böyle ıslatırlarmış. Ege yanıma geldiğinde iiiiiiii şempanze tükürüğü diye dalga geçti. Çok güldük. Bütün gün ıslak gezdim.
Diyeceğim şu ki haberiniz olsun böyle bir espri anlayışları var. Kimbilir belki de içinden "şuna bak koca kadın gelmiş bana canım tatlım falan diyor.ne komik" diyordu.Maymun işte ............şempanze ne olacak.......:))

29 Nisan 2013 Pazartesi

FINALLY ........ FIIINALLYYYYY



Şarkı sözü :


Finally it happened to me
Right in front of my face
And I just can not hide it.
................
My feelings can't describe it....
I just can not hide it.............
Fiiiinalllllyyyyyyyy...................


Ne oldu hayırdır? Demeyin daha önce çıtlatmıştım. Benim senelik rutiiiin kaçışım gerçekleşmek üzere.
Bu yüzdendir ki Finally yi bağıra bağıra söylemek geliyor içimden. Heee unutmadan Finally gidince aynenn yukarıdaki gibi olacağım.



Bu kurala da uyacağım. Hiiiiç görmediğim bir yere gidiyorum Dönüşte yazı dizisi olacak ve bol bol foto ile süslenecek.


Derin'in tabiriyle " köyleri gezip geleceğim" ama güzel köyler. Mevsim de güzel.



Hem de sonunda bunu dememek için...... Kuralı bozmamayı ve nazara gelmemeyi bekliyorum.(İstiyorum) Nefes almaya ........ kaçamak yapmaya .............. kız kıza........... Daha ne olsun Allah bereket versin .......
Darısı mı tüm isteyenlerin başına........... Pek bi kocakarı lafları oldu ama olsun heyecanıma verin...... Sonra ben kendime gelirim..........

28 Nisan 2013 Pazar

Art..Artist





Nasıl beğendim nasıl sevdim anlatamam. İşte bu yaratıcılık. İşte bu sanat. Teknolojiyi yaratıcılıkla harmanlayınca sonuçlar şaşırtıcı oluyor. Takdir takdir....
Sanatçı Nacho Ormaechea . Sayfasında kendisini şöyle anlatıyor :
Meaningful ideas from a visual thinker ... diye başlık atmış. İspanyol bir grafik designer Paris'te yaşıyor.Yaşadığı şehir onun için,  ilham verici karakterlerle dolu kusursuz tiyatrolar gibi olunca kendisini rahat hissediyormuş.



İç gözlem diyor.



http://lecarnetnoir.com/  Gezin derim. Çok beğendim çokkkk.....