Translate

5 Mart 2015 Perşembe

"Ways to raise smarter and happier children"




Böyle bir başlık attıktan sonra yazının tamamının alıntı olduğunu belirtmeliyim. Aklıma yattı beğendim paylaşmak istedim. Bu bir seri olacak ,  toplam da 10 kural var.

Çocuklar ebeveynlerini dinlerken asla kusursuz olmazlar ama onları taklid ederken hiçbir zaman hata yapmazlar.

Bugün hangi ebeveyne sorarsanız sorun genelde aynı cevabı alırsınız.

- Çocuğunuz için temenniniz nedir?
- Akıllı ve mutlu olsun.

Ben burada parantez açmak isterim : Sanırım bu sorunun cevabı bizim gibi geleceğinden korkan , ekonomik ve politik kaosun yaşandığı  bir ülkede farklı olur. Sanki zengin olsun da eklenir.
Yazının orjinalinde bu iki dileğin zaten farklı kültürlere göre değişeceğini ,  özellikle ekonomik sorun yaşayan insanların sa çocukları için ilk önce para dilediğini  söylüyorlar.
Burada sorgulamak lazım : Acaba bizler bu ortamda etrafta hırsız ve ahlaksızlar doluyken, onların ceza almadığına şahit olup bir de üstüne üstlük çok paralar kazanıp rahat yaşadıklarını görüp bir takım değerlerimizi unutur olduk ( yada bu ağır oldu) göz ardı etmeye mi başladık? Para önceliğimiz mi oldu? Eğitim ve asalet ikinci plana mı atıl dı? Zor sorular.


 1- Konuşacağına yap - Her zaman iyi örnek ol

Söylediğiniz değil yaptıklarınız önemlidir bu hayatta. Çocuklarınıza nasıl yaşaması gerektiğini anlatmanıza gerek yok .  Siz o şekilde yaşayın yeter. Çocuklarınız sizi seyreder , seyrederken de hafızaya kazır . Sonunda da size dönüşür. Yani onların kim olmasını istiyorsanız önce siz O olun.

Diğer bir değişle beklentileri karşılayın , dürüst olun , kibar olun yani hergün aynaya baktığınızda kendinizle gurur duyun. Duyun ki yarın da çocuğunuzla gurur duyabilin.
Çocuklarınız hayatın size sunduğu en güzel hediyedir onların ruhuysa sizin en ağır sorumluluğunuzdur. Zaman ayırın , öğretin , sabırlı ve inançlı olun , onların sorgusuz sualsiz güvendiği olun. Yaşlandığınız zaman göreceksiniz ki bundan daha önemli göreviniz yok şu hayatta . Bilin ki sonunda alacağınız ödül hayatınızın en keyifli kazancı olacaktır. 

28 Şubat 2015 Cumartesi

Hemingwat & Gellhorn

I like to listen. I have learned a great deal from listening carefully. Most people never listen.
                                                                                                       Ernest Hemingway


Hemingway'i ayrı severim. Yazarlığı tabii ki yoruma gerek yok ama onun kişiliği de beni ayrı çeker. Hakkında okuduğum ve seyrettiğim tüm ropörtaj ve belgeseller bana onun çok keyifli ve hafif filozof olduğu duygusu vermiştir. Hayattan zevk almayı bilen şanslı insanlardandır benim için o. İntaharı tartışmaya açık değil bence. Kesinlikle aşk acısı Gellhorn'dan sonra çöküş başlamış ve seçimi bu olmuş , acı. Yüksek tansyon ve karaciğer hastalığı da işin tuzu biberi olmuş olsa gerek.  Bir de filme göre, son birlikte olduğu kadın da Gellhorn gibi dolu bir kadından sonra çok boş ve sakil kalmış sanki.
Şimdiiiiiiiiii yine nasıl oldu anlamadım ama 2012 yapımı bu filmi de atlamışım. Filmin adı " Hemingway & Gellhorn "






Filme IMDb 6,3 vermiş. Hikaye güzel. Açıkçası ben daha önce bilmediğim detaylar öğrendim Hemingway hakkında. Sonra eve gelip biraz internette araştırınca bu paylaşacağım resimleri buldum sanki filmden sahneler di .....



Aşklarının başladığı yer Ispanya . Savaşı belgeliyorlar , çatışmalara giriyorlar.






Gellhorn'un ropörtajı için Çin'e gidiyorlar.





Keyif yapmayı bilen hep eğlenen kişilik.





 Filmde bu kürkü Ispanya'da iken ihtiyaçtan eşyalarını satan bir kadından almıştı. Etkileyici bir sahney di.




En sevdiğim fotograflarından birisi de budur.




Filmde bu içkinin tarifini de verdi. Denemeye değer derim. Benim niyetim yazın yapıp Hemingway gecesi yapmak.




Ne aşkmış dedirten güzel bir film daha sizi bekler diyorum. Seyretmediyseniz tabii. İlk başta da yazdığım gibi Hemingway ne güzel söylemiş : Dinleyin, dikkatli dinleyin, konuşulanları iyi dinlerseniz çok şey öğrenirsiniz. Yazık ki çoğu insan hiç dinlemiyor. :))  Bu da kıssadan hisse olsun..... Siz yine de Enjoy ve listen..........

24 Şubat 2015 Salı

50 shades of grey

Giitim, gördüm, sükut'u hayale ugradım. Yani beklentin neydi derseniz......... zor soru. Kitap serisinin sadece 1.sini okumuş, devamına gerek görmemiş birisi olarak (ayrıca 1.yi de okumuş olmak için okuyan birisi olarak) yorumlarım hayranlarını kızdırabilir şimdiden özür dilerim.
IMDb 4,1 vermiş aslında fazla söze gerek yok ama yine de anlatayım. Bana göre başrol kadın oyuncu role tam oturmuş acayip olmuş yani hani genelde kitabı okuyup filmini seyredince film hiç beğenilmez ve rol seçimi hiç beğenilmez ya bu film de kız için " tamam kitaptaki de buydu " diyor insan. Mr.Grey için aynı şeyi söyleyemeyeceğim yaniiiiiiii daha karizma ve daha sexy bir adam beklerdim :))
Bir kere filmden beklentisi ohhh soft porn seyredeceğim diye gidecek olan gençler sizin için üzgünüm ya ciddi kırpılmış bir film bu yada hayalleriniz fazla abartı diyelim. Benim seyrettiğim salonda bir grup genç vardı ki gülmekten ve konuşmaktan öldüler. Sanırım film boyunca ne var bunda yaniiii deyip güldüler. Bizi de sinir ettiler o ayrı.
Sonuç olarak filmin müziklerini sevdim , öyle şatafat, jet set ve tatlı hayat için C'est la vie dedim, ama griyi seyircinin beynine işlemek için olsa gerek film boyunca oyun odası hariç göreceğiniz tek renk GRİİİİİİİ ondan da acayip sıkıldım. Siz siz olun gidin görün, görmedim demezsiniz. Heee beğenir misiniz ? onu bilemem.

21 Şubat 2015 Cumartesi

Filmler, filmler, filmler.....................Oscar 2015 on the way .............

Çok uzun bir ara verdim yazmaya. Sebepsiz. Nedensiz. Şimdi mazeret uydurmaya kalksam ayıp etmiş olurum.
Uzun ara da neler oldu neler. Detaylar yavaş yavaş gelir nasıl olsa ama ben önce tatlı bir dönüş yapayım dedim. Şöyle ki.......
Seyrettiğim ve beğendiğim birkaç filmi paylaşacağım :

Bir kere oyuncuları anlatmaya gerek yok. Huysuz ihtiyar ve aşık kadın hikaye tatlı. Mekanlar güzel. IMDb 5.6 vermiş ama daha fazla eder bence. Hele şu karlı İstanbul günlerinde kahvenizi elinize alın ve karşısına oturun. Seveceksiniz derim.

Biraz iç karartıcı. Bu aralar ruh haliniz nasıl bilmem ama yine de güzel film bir kere " Ben " yeter. Rosamund Pike başrol kadın oyuncu müthiş bir oyunculuk sergilemiş. Zaten ukalalık yapmama gerek yok Oscar kadın oyuncu adaylarından birisi oluyor kendisi. Nice to meet you Rosamund. Filme  8.6 vermiş IMDb.



Best Picture Oscar aday filmi. Eleştirmen değilim seyirciyim sadece ama güzel film ona bir sözüm yok. Sadece sabırları yüzünden filme ayrı bir ödül verilebilir bence. Filmde bu çocuk resmen büyüyor. Çekim hikayesini anlatan bir roportaj daha çok ilgimi çekti doğrusu....Richard Linklater Yazar / Producer / Yönetmen Bu projeye 2002 ilkbaharda başlıyor başrolde ki çocuğu büyütüyor ve ............ Müthiş. Daha önce bunun örnekleri var mı bilmiyorum ama " brilliant" kelime anlamı bu olsa gerek. Bence Oscar hak eden bir film.



Bu filmi seyredeli çok oluyor ama oyuncular yeter dedirten türden bir film. Azim, irade, hayat hepsini sorgulatıyor insana. Sadece iste yeter dedirtiyor sonunda. Otel de çok güzel gidip görmek isterim. Oscar Best picture adayı olan film alır mı bilmem ama boş ta dönmez sanki.






Mutlaka ama mutlaka seyredin. Süper bir film. Azim.................... Başarı kolay gelmiyor....................İyi müzik............. Benim filmden aldığım 3 şey. Müziğe doydum hatta sountrack ini acilen bulup alacağım. Başrolde genç bir oyuncu Miles Teller çok başarılı ama bir de hayran olduğum aktör var ki J.K Simmons onun oyunculuğuna tekrar tekrar hayran kaldım. Uzun lafın kısası mutlaka seyredin. Filmin en sevdiğim repliği şu oldu : İngilizcede kullandığımız 2 kötü kelime var "good job" bunları kullanmasak herşey daha güzel olacak.........gibi bir şey di . Yani diyordu ki..... asla gereksiz yere övmeyin birbirinizi, çalışmaya devam edin, kusursuza ancak öyle ulaşırsınız. Bir aday daha ... alır mı alır sanki.

Diğer 5 adayı seyereder seyretmez fikirlerimi paylaşırım.Enjoy.

8 Ağustos 2014 Cuma

Bilginize



Aklıma takıldı. Süs biberi olmak ister misiniz? Aptal yerine konulmak ister misiniz? Gerçekleri bilmemek ister misiniz? Ben istemem.
Şimdi bir hikaye uyduralım............... Diyelim ki ben.............
Hikaye şu : Bir evlilik var ortada çoluk çocuk ta var. Uzaktan bakınca mutlu gözüküyorlar kim bilir gerçekten de mutlular. Ama şerefsiz adam kadını aldatıyor. Kadın sa bu resimde ki maymun gibi olaydan habersiz ve mutlu.
Yapılması gerekenler :

1) Söyle
    Bunun sonunda 2 yol var.
    - Ayrılır mutlu olur. Ki bizim kadın asla yapmaz.
    - Yüzüne vurur adam yüzsüz olduğundan iftira atmaktan kadını suçlu yapar.
       Rezilliği kamufle eder ve sonunda kadın pişman olur.
                                           
2) Sus
  1. Bunda da insan kendini fena hissediyor. Söylemeliyim diyor ama yapamıyor. Zavallı mutlu ayrıl sa hayatı daha beter olacak. Hem sülale baskısı çekecek hem koca arsız yaptığını bırakmayacak hem çocuklar kadını suçlayacak...................... liste böyle sürer gider.

Ok ben susuyorum ama burada ben kadın tarafıyım ve eminim ki zaten % 90 ya kadın inanmayacak ben kötü kişi olacağım yada adam kadını kandıracak ben yine kötü kişi olacağım.

Hikaye burada sona erer. Hani şu bazı sanatsal ağır filmlerin sonu gibi. Ne oldu şimdi ? diye kalakaldınız. Değil mi? Sonuç ? Unutmayın bu sadece kurmaca. Yani kimse çıkıp kim bunlar demesin bana.

Sonuç şu BİLGİNİZE  ben her halükârda bilmek isterim. Siz ne ister siniz ?
Heee bir de hikayede ki olayı bilen siz olsanız söyler misiniz ? Hadi kolay gelsin. Yorum beklerim :)

30 Haziran 2014 Pazartesi

The fault in our stars


 Bu kitabı kızım bu kış okudu. Hemen bitirdi yaladı yuttu. Sonra devamı geldi yazarın tüm kitaplarını okudu. Burada basılmışlar yetmedi ingilizce olanlarını da okudu. Ben bu arada ne mi yapıyordum? Okumak için can atıp elimdekileri eritmeye çalışıyordum. Bana göre yazın plajda okumalık tı bunlar.
Yazarı tanımıyordum. Biraz araştırınca 1977 doğumlu Amerikalı gençlik kitapları yazan, You tube video blogger yani vlogger bu da yetmezmiş gibi online eğitim videoları yayınlıyan birisi çıktı karşıma. Yazar aynı zamanda birçok ödül de almış. Hemen videolarını seyrettim zeki olduğu her halinden belli ehh artık yaratıcılığı da tartışılmaz siz de tanıyın derim.

Ben kitabı okuyana kadar 2012 de basılmış kitabın 2014 te filmi çıktı. Ehhh tabii kızım sayesinde fanı olarak dört gözle beklediğimiz filme dün akşam gittik. Benimle deli gibi dalga geçiyordu sen dayanamaz ağlarsın diye................................
Ağlamak ne kelime önce kendimi kastım kastım ağlamıyayım diye güzel bir başağrısı kazandım sonra başladım ağlamaya........ Offfff evde olsaydım böğüre böğüre ağlardım ama sinemada tuttum kendimi. Şimdi sakın mazoşist falan zannetmeyin beni ama film müthişşşşşş. Kitabı okuduysanız da okumadıysanız da mutlaka seyredin.






Film de çok güzel bir kız Shailene Woodly başrolde. 1991 doğumlu Amerikalı. Ansel Elgort da başrolde o da 1994 doğumlu Amerikalı. İkisi de çok iyi oyuncuymuş. Film süper. Seyredin.
Ben hayatımda ilk kez önce filmi seyredip sonra kitabını okuyacağım. Olsun. Çok güzel di.Kaçırmayın seyredin derim. Doya doya da ağlayın. :)) OK.......... OK

28 Haziran 2014 Cumartesi

Even if yor are a.......



Mantar bile olsan böyle ol. Farkın olsun asil ol. :)) Türkiy'ede var diğer lisanlarda var mı bakmadım ama
- mantar olmak
- mantarlamak
-mantar gibi olmak
 bunlar hep bizde negatif şeylerde kullanılır sanki mantar kötü birşeymişçesine. Halbuki hem lezzetli hem çalışkan (çabuk gelişen) bu canlıya ağır hakaret oluyor. Ayıp ediyoruz.

Enjoy :))